İşçi Bayramı

Alp Çağrı KURTULUŞ

1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü

1 Mayıs, işçi sınıfının sınıfsız bir toplum kurma mücadelesinin nişanesidir ve tüm dünyada kutlanan özel günlerden biridir. İşçi bayramı, dünya işçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele günüdür. Bu gün, sermayenin sınır tanımaz saldırısına karşı insani bir duruşu temsil eder. İşçi sınıfının, işçi hareketinin kutladığı uluslararası bir bayram, şölen, mücadeledir. 1 Mayıs günü dünyanın her tarafında işçi kitleleri iş bırakıp meydana çıkarlar ve kendilerine yapılan haksızlıklara karşı birlikte seslerini duyurmaya çalışırlar. 1 Mayıs’ın tatil günü olmasında da işçi sınıfının müdahalesi büyük önem taşır. 2008 yılından itibaren ismi değiştirilerek ‘’Emek ve Dayanışma Günü’’ olarak kabul edilmiştir.

İşgünü Mücadelesinin Tarihi

Tarihsel süreçte burjuvazinin faaliyetleri, işçi sınıfının büyük bedeller ödeyerek elde ettiği tarihsel kazanımları olumsuz etkiledi. İş saatleri uzatıldı, ücretler düşürüldü, yaşam koşulları kötüleşti.  Çocuklar da dahil kadınlar ve erkekler günde 14-16 saat çalışıyor, tek bir odada 50 işçi yatıp kalkıyordu. Marx, Kapital’de yaşanan bu duruma dikkat çekerek ‘’Makineleşmenin ve modern sanayinin doğuşuyla, ahlakın ve doğanın, yaşın ve cinsiyetin, gecenin ve gündüzün bütün sınırları yıkıldı.’’ demiştir. Olumsuz koşullar ve çalışma yükünden dolayı işçiler genç yaşlarda yaşamlarını yitiriyorlardı. İlk dönemler 14-16 saat olan işgününü 12 saate düşürmek için işçi sınıfı büyük mücadeleler verdi. Bu ilk mücadelelerden biriydi. Bu dönemde, çalışma koşullarını düzenleyen ve işçilerin haklarını güvence altına alan bir yasal düzenleme dahi yoktu. Tüm yasalar egemen sınıfların lehine düzenlenmişti. İşçi sınıfının işgününün kısaltılması için verdiği mücadele, yasaların şekillenmesinde de önemli bir rol oynadı.

Marx, işçi sınıfının genel çıkarlarını ifade eden, işçi sınıfını tek bir bayrak altında toplayan, ona bir sınıf hareketi niteliği kazandıran işgününün yasallaştırılması mücadelesinin siyasal bir mücadele olduğuna değinmiştir. Bu doğrultuda daha küçük alanlarda boy gösteren işgünü mücadelesi 1800’lü yılların son çeyreğinde siyasal bir içerik ve uluslararası bir boyut kazanarak genel bir sınıf hareketine dönüştü. Bu dönemde Amerikalı işçiler 8 saatlik çalışma yasasını kabul ettirmeyi hedeflediler. İşgünü mücadelesi uluslararası anlamda kendini I. Enternasyonal’in kararlarında gösterdi. Burada Amerikan işçi sınıfının savunduğu 8 saatlik işgünü kendisini bir model olarak gösterdi. İşçi hareketi çeşitli şekillerde çeşitli evrelerden geçerek işgünü mücadelesine de öncülük etti. İşçi sınıfı 8 saatlik işgünü talebini ileri sürmeye devam etti. 1870’li yıllardan sonra Avrupa’daki işçi sınıfı mücadelesi Amerika’da kendini göstermeye başladı.

Amerika’da Sınıf Mücadelesi

Avrupa işçi hareketini biçimlendirme çabalarıyla tanınan Marx ve Engels, Amerikan işçi hareketini de yakından takip ediyorlardı. Yaşanan her olay sonrası bu konularda yazılar yazıyorlar ve Enternasyonal’i Amerika’da etkinleştirmeye çalışıyorlardı. Sermayenin yoğunlaşması, merkezileşmesi, dev tekellerin ortaya çıkması hızlanıyordu. Kapitalizmin bu gelişimi işçi sınıfının da büyümesine neden oldu. İşçi sınıfı ağır koşullar altında, sosyal güvenceleri olmadan, düşük ücretler karşılığında günde 12 saatten fazla çalıştırılıyorlardı. Bu yıllarda 4-5 milyon civarında sanayi kollarında çalışan işçi vardı ve çocuk işçilerin sayısı 1 milyonun üzerindeydi. Yaşam ve çalışma şartlarının ağırlığından temel gereksinimlerini gideremiyorlar ve erken yaşta yaşamlarını yitiriyorlardı. Bu düzende sınıf çelişkilerinin hatları keskinleşti ve güçlü bir sınıf hareketinin oluşması kaçınılmaz oldu.

Ülkenin her tarafında merkezi örgütlenmesi olmayan, kendiliğinden patlamalar yaşanıyordu. Buradaki grev ve direnişlere askerler ve polisler engel olmaya çalışıyor, sert müdahalede bulunuyorlardı. Yaşamları elinden alınan işçilerin yanında diğer işçilerin de çalışması engelleniyordu. Fakat tüm bunlara rağmen işçi sınıfı durdurulamıyordu. 1877’de Amerikan tarihindeki en büyük grev gerçekleşti. Baltimore ve Ohio demiryolu şirketi, krizi bahane ederek işçilerin ücretlerinden %10 kesinti yapılacağını açıklayınca işçiler greve gittiler. Raylar söküldü, lokomotif ve vagonlar depolara kilitlendi. Bölgesel olmaktan çıkan grev tüm ülkeye yayıldı ve işçi kitleleri harekete geçirdi. Grevle birlikte çatışmalar ortaya çıktı ve birçok işçi yaşamını yitirdi. Grev, güçlü örgütlenmeyi sağlayamadığı için işçiler uzun süre direnemediler. Grevin çökmesi işçi kitleleri arasında moral bozukluğuna neden oldu ve işçi hareketi geri çekildi. Fakat işçiler tekrar hareketleneceklerdi. Sınıf mücadelesi, işçi örgütlerinin büyümesine neden oldu. Bunların sonucunda 1881’de ABD ve Kanada Örgütlü Meslek Kuruluşları ve İşçi Sendikaları Federasyonu (FOTLU) kuruldu. 1886’da Amerikan İşçi Federasyonu’na (AFL) dönüştü ve Amerika’da en büyük sendika haline geldi. 1869’da kurulan Soylu ve Kutsal Emek Şövalyeleri Tarikatı diğer örgütlerden farklı olarak ulusal düzeyde, vasıfsız, siyahi ve kadın işçileri de örgütlüyordu. Ancak bu örgütlenme de siyah ve beyaz işçiler arasındaki bölünmeyi engelleyemedi ve işçi sınıfının güçlenmesini olumsuz etkiledi. Burada işçi hareketine önderlik edecek siyasal bir yapılanmanın olmaması büyük eksiklikti. Amerika’daki Enternasyonal şubesi ve oradaki partiler içindeki ideolojik örgütler de sürekli çatışma halindeydi. Marx ve Engels, bu bölünmeye bir son verilmesi ve hareketlere bir biçim ve yön verebilecek güçlü bir siyasal işçi partisinin oluşturulması için büyük çaba gösteriyorlardı. I. Enternasyonal çöktükten sonra 1876’da Sosyalist İşçi Partisi kuruldu. Bu parti ilk yıllarda Amerikan ve Alman kökenli işçiler arasında coşkuyla karşılandı. Grevlerde ciddi rol oynayan bu parti bölünmelerden dolayı işçi sınıfı içindeki gücünü koruyamadı.

1 Mayıs’ın Doğuşu

İşçi bayramı arzusu oldukça eskiye dayanır. İşçi sınıfını tek bir çatı altında birleştirecek, kapitalizme karşı mücadelede sembol haline gelecek bu gün ileride işçi sınıfı açısından büyük önem taşıyacaktır. İşçi-emekçi kitleler o gün geldiğinde her yerde iş bırakarak gösteriler düzenleyecek ve eğlenceler yapacaktır. Bundan hareketle Avustralya işçi sınıfı, 1856’da 8 saatlik işgünü talebini de içeren isteklerle greve gittiler. Başarılı olmadılar fakat yıllar sonra işçi bayramı istemine Amerikalı işçiler sahip çıktılar. 18 Mayıs 1882’de New York Merkezi İşçi Sendikası Eylülün ilk pazartesini Emek Günü olarak kabul etti. O gün geldiğinde binlerce işçi sokaklara çıktı ve isteklerini haykırarak eğlendiler. 1884’te toplanan FOTLU kongresi de Emek Gününü kutlama kararı aldı. Buradaki daha önemli bir karar da 1 Mayıs 1886’da işçilerin genel greve gitmesi ve o günden sonra 8 saatten fazla çalışılmamasıydı. 1886’ya gelindiğinde Amerika’da mücadele bir kez daha şiddetlenmiş ve grevler ülkeyi sarmıştı. 1 Mayıs öncesi 190 bin işçi grevdeydi. Buradaki grev sarsıcıydı ve işçi hareketini bastırmak üzere hazırlıklar yapıldı. Askerler ve polisler silahlandırıldı. 1 Mayıs sabahı birçok yerde ve özellikle sanayi kentlerinde işçiler iş bırakarak sokaklara çıktılar. Tüm tehlikelere rağmen işçilerin çoğu sokaklardaydı. Greve öncülük edenler ve birçok işçi mahkemelerde yargılanarak idama mahkum edildiler. Bu mahkumiyetler işçi sınıfını durdurmadı ve 1889 yılında II. Enternasyonal 1 Mayıs’ı işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü, uluslararası gösteri günü olarak kabul etti. 1890’da başta Amerikan kentleri olmak üzere Londra, Paris, Madrid, Barselona, Valencia, Seville, Lizbon, Kopenhag, Brüksel, Budapeşte, Berlin, Prag, Turin, Cenevre, Lugarno, Varşova, Viyana, Marseille, Reims, Amsterdam, Stockholm, Helsinki gibi büyük şehirlerde ve Küba, Peru ve Şili’de işçiler meydana çıktılar. Böylelikle tarihte ilk kez tek bir amaç uğrunda yani 8 saatlik işgünün yasal olarak tanınması uğrunda seferberlik sağlandı.

İşte tüm bu toplumsal engellerin, haksızlıkların ve mücadelenin simgesidir 1 Mayıs. 19. Yüzyıl boyunca işçilerin ve emekçilerin uzun sürmüş mücadelesinin bir sonucudur. Sömürüye karşı, emek cephesinin sermaye cephesine meydan okuduğu gündür.

Ülkemizde 1 Mayıs

Ülkemizde 1 Mayıs ilk kez 1906’da kutlandı. 1912’de de ilk kez İstanbul’da kutlandı. 1920’de savaş nedeniyle kutlanmadı fakat 1921’de işgal kuvvetlerinin yasaklamalarına rağmen 1 Mayıs gösterileri yapıldı. 1922 ve 1923 yıllarında ise ilk kez 1 Mayıs gerçek anlamı ve içeriğiyle kutlandı. 1923 yılında İzmir’de toplanan İktisat Kongresi’nde 1 Mayıs’ın Türkiye işçilerinin bayramı olması benimsendi. Bu tarihten sonra da çeşitli yasaklamalara ve engellere rağmen kutlanmaya devam etti.

‘’Düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırıldığı, haklarımızın ve özgürlüklerimizin güvence altına alındığı, toplu sözleşmeli, grevli sendikal hak ve özgürlüklerin kullanıldığı, işsizlik, açlık ve sefaletin olmadığı, özelleştirme uygulamalarının son bulduğu, eşitlik, kardeşlik içinde yaşadığımız, bağımsız ve demokratik bir ülkeyi, bütün değerleri yaratan emekçi ellerimizle kurmak için hep birlikte 1 Mayıs’ı geride kalanlar ve doğmakta olanlar için kutlayalım.’’

Kaynakça:

https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/822409

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir