Çöl Çiçeği’nin Izdırabı: Kız Çocuk Sünnetleri

Zeynep Begüm AKAY, Ayça ALIŞKAN

/Kadına Yönelik şiddet

Kadın Genital Mutilasyonu Nedir?

Erkek çocuklarının belirli bir yaşa kadar sünnet edilmesi, çoğumuzun şahitlik ettiği veya aşina olduğu bir durumdur. Erkek çocuklarının sünnet ediliyor olması bir dini ritüel olarak veya  kültürel bir ayin olarak birçok toplumda ve dini yapıda görülen, erkek çocuklarının ‘adam’ olabilmelerini sağlayan tören olarak bilinir. Fakat birçoğumuzun daha önce hiç rastlamadığı, Türkiye’de yaygın olmayan ancak Dünya’da birçok toplumda görülen ve hiçbir fizyolojik veya tıbbi ihtiyaç gerektirmeyen bir törenle karşı karşıyayız; kız çocuklarının sünnet edilmesi, diğer adıyla kadın genital mutilasyonu.

Kadın genital mutilasyonu, tıbbi olmayan nedenlerle kadın üreme organının kısmen ya da tamamen çıkarılmasıdır. Ritüel olarak yapılan bu uygulama Afrika, Asya ve Ortadoğu’daki bazı ülkelerde ya da ülke içindeki bazı topluluklarda görülür. Geleneksel sünnetçiler tarafından ustura kullanılarakdoğumdan birkaç gün sonra ile ergenliğe kadar olan dönem arasında (özellikle beş yaşına kadar bu uygulamanın gerçekleştirildiği bilinmektedir) kız çocuklarını klitoris glansın çıkarılması; iç ve dış dudakların çıkarılması ve vulvanın kapatılması gibi çeşitli şekillerde sünnet edildiği görülmektedir. İnfubilasyon adı verilen bu uygulamada idrar ve regl akıntısının çıkması için küçük bir delik bırakılır ve vajina cinsel ilişki ile doğum için açılır.

Kadın sünneti, özünde kadına şiddetin farklı bir boyutundan ibarettir. Birleşmiş Milletler’in (BM) tahminlerine göre Dünya’da bugün hayatta olan 200 milyon kız çocuğu ve kadın çeşitli yöntemlerle sünnet edilmiştir. Bu sayısal değer ise her 20 kadın ya da kız çocuğundan birinin cinsel bölgelerinin bilerek sakatlandığı anlamına gelmektedir.

Kadın Sünnetlerinin Alt Metni

Toplumlar tarafından gelenek olarak atfedilen bu uygulama, diğer birçok uygulama ve anlayış gibi temelini cinsiyet eşitsizliğinden almaktadır. Bu sünnetler ile kadının cinselliğini kontrol altına almak, iffetini, güzelliğini ve temizliğini sadece tek bir erkeğe armağan etmesi adına hapsetme anlayışı yatar. Sünnet edilmeyen kız çocuklarının ‘namusu olmayan’ etiketi ile yaşayacağından dolayı ailelerin büyükleri çocuklarına ve torunlarına bu uygulamanın yanlışlığına dair bilişsel farkındalığa varsalar bile toplum tarafından ayıplanmamak ve sosyal dışlanmaya maruz kalmamak adına sünnetleri gerçekleştirmeye devam ediyorlar. Kadın sünnetleri (FGM) ile mücadele eden ve insan hakları aktivisti olan Somalili model Waris Dirie, beş yaşında maruz kaldığı sünnet travmasından yola çıkarak hayat hikayesini yazdığı ‘Çöl Çiçeği’ adlı kitabında kültürünün sünnetsiz kız çocuklarına bakış açısını şu cümleler ile özetlemiştir:
‘’Sünnet edilmeyen kızların evliliğe uygun olmadıkları, hiçbir erkeğin eş olarak almayı düşünmeyeceği, kirli, pis kadınlar oldukları düşünülürdü. Bu yüzden çingene kadınlar toplumun önemli bireyleri olarak görülürdü.’’

Cümlesinde bahsetmiş olduğu ‘Çingene kadınlar’ kız sünnetlerinin yapılmasında görev alan kadınlardır. Sünnet olacak olan kızlar, genelde ne yapıldığından ve ne olduğundan bihaber bir şekilde ve çingene kadınları görmedikleri bir dünyada, aile büyüklerinin güzelleme yaparak anlattıkları bu uygulamayı bir gün yaşama umuduyla beklediklerini, büyüdüklerini ve ‘tek bildiğiniz şey, sıranız geldiğinde özel bir şeyler olacağından’ bahsetmiştir. Kız çocuklara bu uygulama o kadar empoze edilmiş ve özendirilmiş ki, yaşadıkları acıya ve hatta sağlık sorunlarına rağmen kızlar arasında rekabete sebebiyet veren bir yapı olarak ortaya çıkmıştır. Sünnet yaşı gelen kızları, aileler tarafından ne kadar kutsallaştırıldığını ve ömürlerinde bir kereliğine ne kadar özel ve önemli olduklarını hissettirildiklerini şu cümlelerle açıklamıştır:
‘’O gece ailem benimle ilgilendi ve bana fazla yemek verdiler. Bu benim yıllardır şahit olduğum ve kız kardeşlerime gıpta etmeme sebep olan bir gelenekti.’’

Dindeki Yeri ve Uygulama

Uygulamanın kültürel bir boyutu olmasının dışında da dini önem arz ettiğini kaynaklardan öğrenebiliyoruz. Özellikle Afrika kabile dinlerinde doğum sırasında kesilmemiş klitorise değmenin sonucunda ölüme sebebiyet verildiğine dair inanç vardır. Uygulama yaygın olarak Afrika kabilelerinde görülse de Yahudilik’te de yer aldığı söz konusu. Dini olmayan törenlerle ve bir Yahudi kadın tarafından yapılması şartı ile kız çocuk sünnetleri devam etmektedir. Ayrıca bazı İslam topluluklarında da uygulamanın yer aldığını görüyoruz. İslam topluluklarında dini boyutuna ithaf yapılmasına dair çokça tartışma vardır. Kimi toplumlarda bunun dini boyutu olmadığı ve tamamen yöresel sebeplerden yapıldığı, kimi tartışmada yanlış hadis yorumlamalarından kaynaklanan bir durum olduğuna dair açıklamalar vardır.

Kadın sünneti genellikle “sünnetçi” olarak anılan yaşlı kadınlar tarafından bu işlemin uygulanacağı bireylerin evinde yapılır. Kız çocukları ya da kadınlar anestezinin etkisiyle genital sakatlamaya maruz kalabilir veya sünnetçinin fikri doğrultusunda anestezi uygulanmayabilir. Bunun yanı sıra, bazı toplumlarda berberler sağlık hizmeti sağladığından ötürü bu topluluklarda KGM uygulayacak sünnetçi erkek bir berber de olabilir.

Ayrıca uygulamadaki çeşitlilikler de dini yapıya veya töresel sebeplere bağlı olarak farklılık gösterebiliyor. Birçok Afrika kabilesinde klitoris, labia minora ve labia majoranın büyük bir kısmı çıkartılarak ortaya çıkan yaranın dikilmesi ile sünnet tamamlanır. Uygulamanın sağlık açısından bilinen hiçbir faydası olmamasına rağmen pek çok zararı olduğu söz konusudur; kist oluşumu, idrar ve regl akıntısında zorluk, enfeksiyonlar, doğum esnasında komplikasyonlar ve uygulama esnasında ölüme sebebiyet veren kanamalar.

Fizyolojik açıdan verdiği zararların yanında kız çocuklarda açılan psikolojik yaraların ve travmaların göz ardı edilmesi mümkün değildir. Waris Dirie, Çöl Çiçeği kitabında yaşadığı travma ve acıyı çok güzel özetlemiş ve bu can yakan sürece katlanma sebebini şu cümleleriyle okuyucuya aktarmaktadır:
‘’Hissettiğim tek şey etimin kesildiğiydi. Kör jiletin bir ileri bir geri derimi biçerken çıkardığı sesi işitiyordum… kaçışımın olmadığını biliyordum. Ve de annemin benimle gurur duymasını istiyordum.’’


Psikolojik Etkilerin Analizi

Sünnet edilen kadınlarda en sık rastlanılan ruhsal hastalık Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB)’ dur. Özellikle uygulamanın puberteden önce yapıldığı durumlarda, yapılış nedeninin ve şeklinin açıklanmaması, karşılaşılan sorunlar ile ilgili hiçbir bilgi verilmemesi strese neden olmaktadır. Özellikle işlem sonrası yaşanan şiddetli ağrı, yaşanılan stresi, TSSB’ye dönüştürmektedir. DSM IV tanı kitabına göre vücudun bir parçasının eksilmesi, psikolojik travma kaynağıdır ve travma sonrası stres bozukluğunun potansiyel olarak etyolojisinde yer alır. Yapılan tanımlayıcı araştırmalara göre; ise TSSB ile birlikte bellek bozukluklarının görüldüğü bulunmuştur. Genellikle TSSB ile birlikte görülen bir diğer problem ise davranış problemleridir. Bu kadınlar sünnet sonrası sosyal olarak kendilerini izole ettikleri için sonrasında sosyal rolleri yerine getirmede güçlük yaşamaktadırlar. Kadın sünneti sonrası yaşanan önemli ruhsal hastalıklardan bir diğeri ise psikoseksüel bozukluklardır. En sık yaşanan psikoseksüel bozukluklar ise disparanoya, orgazm olamama ya da geç orgazm olmadır. Bunun yanında sünnet olan birey eğer puberteden önce sünnete maruz kaldıysa, hiçbir zaman orgazm olamamaktadır. Sünnet edilen kadın, kendi üreme ve cinselliği üzerinde toplumsal baskının olmasından ötürü özgüvenini yitirmekte, fobi yaşayabilmektedir. Ayrıca anksiyete ve depresyon gelişebilen ruhsal sorunlar olup, bu durumlar intiharla sonuçlanabilmektedir.

Farkındalık

Bu yazının temel amacı, yaşadığımız coğrafyada görülmese de dünyada birçok kız çocuğunun bunun gibi ilkel uygulamalar nedeniyle sakat bırakıldığı, düzeltilemeyecek fiziksel ve psikolojik hasarlar aldığı ve günümüzde de hala devam ettiğini fark ettirmekti. Ayrıca, Waris Dirie de dünyada bu farkındalığı arttırmak amacıyla 2002 yılında kurmuş olduğu Çöl Çiçeği Vakfı ile bu sünnetlerin önüne geçmeye çalışsa da, toplumlar tarafından bazı geleneklerin tıpkı hurafeler gibi gerçek anlamlar ifade etmediği, hatta zarar verdiğini fark etmedikçe,  kadını cinselliği ile, varoluşuyla kabul etmeyip korunmak zorunda olan bir bekaret ile görmeye devam ettikçe, kısacası cinsiyet eşitliği sağlanmadıkça birçok kız çocuğunun bu kıyım ile sakatlanacağını görmekteyiz. Son olarak yazımı, özellikle referans aldığım Çöl Çiçeği kitabından bir cümle ile noktalamak isterim:

‘’Tanrı’nın daha doğuştan beni mükemmel bir vücutla yarattığını hissediyorum. Sonra insanlar beni kestiler, gücümü aldılar ve beni sakat bıraktılar. Kadınlığım çalınmıştı. Tanrı bu organlarımı istememiş olsaydı neden yaratmıştı?’’

Kaynakça:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir